Üniversitelerin sayısıyla övünüp kalitesini unutmak, işte sonuç…

featured

Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) Avrupa Birliği tarafından finanse edilen “EMD Akademi Anadolu’da” etkinliği kapsamında iletişim fakültelerinde konferanslar düzenliyor. Bu konferansların ilki Trabzon Üniversitesi’nde yapılmış ve bu etkinliğe katılarak gözlemlerimi bu köşede 25 Nisan’da aktarmıştım.

Bu etkinlikler hem meslekte epeyce deneyim kazanmış biz gazeteciler için, hem de genç gazeteci adayları için kazanç sağlayan bir buluşma.

Bizler kazançlıyız; çünkü genç arkadaşlarımızı dinleme fırsatı buluyor, onların neleri merak ettiğinden yola çıkarak konulara bakış açımızı genişletebiliyoruz.

Genç gazeteci adayları da kazançlı; çünkü onlar da meslek büyükleri olarak bizlerden teori dışında bu mesleğin pratikte nasıl yapıldığını kısa bir zaman diliminde de olsa dinleme fırsatı buluyor.

Trabzon böyle geçmişti. Konferansa katılım iyiydi, öğrenciler ilgiliydi ve bir dizi soru sormuşlardı. Gerçi etkinlik sonunda bizlere katılımımız dolayısıyla verilen teşekkür belgesinde “Başarılarınızın devamını dileriz” denilmek suretiyle bir gaf yapılmasa daha iyi olurdu. Bu ifade İletişim Fakültesi’nin iletişim ve Türkçe kullanımı konusundaki eksikliğini gösteriyordu.

İkinci konferans

Bu hafta başında yazılarıma iki gün ara vermemi gerektiren yeni bir konferansa katıldım. Ekipte EMD Başkanı Turgay Türker ile birlikte konuşmacı olarak gazeteci arkadaşlarım Hüseyin Tunçay, Falih Akıcı ve ben vardım.

Üniversiteye gittiğimizde öğrendik ki İletişim Fakültesi’nin tüm bölümlerine haber verilmemiş. Salonda topu topu 60 kadar öğrenci var. Yani koskoca salonda yer yer boşluk değil, yer yer dolu koltuk var.

Konuşmamın başında öğrencilere bir soru yönelttim:

“Üniversite bittikten sonra kimler tüm şartları zorlayarak gazeteci olmak istiyor?”

Yalnızca on kadar el kalktı.

Öğrenciler dört yıl boyunca bu bölümde okuyacaklardı ama büyük çoğunluğu gazeteci olmayı düşünmüyordu bile.

İkinci sorum şu oldu:

“Peki gazetecilik yapacağım diyenlerden kimler ekonomi muhabirliğini düşünüyor?”

Yalnızca bir el kalktı, evet yalnızca bir el.

O aşamadan sonra gazetecilikle ilgili çok şey söylemenin, hele hele konu olarak bana verilen finansal okuryazarlık alanında detaylı bilgiler aktarmaya çalışmanın ne anlamı kalmıştı ki!

Biz yıllardır bu işi yapan gazeteciler olarak işimize ara verip Ankara’dan kalkıp gidiyoruz; İletişim Fakültesi yönetimi, fakülte kapsamındaki tüm öğrencilere bile haber vermiyor.

Dahası, İletişim Fakültesi Dekanı açılışta kısa bir konuşma yapıyor ve herhalde çok önemli bir işi çıkmış olmalı ki davetli olarak orada bulunan ve asıl konuşmacı olan biz gazetecileri dinlemeden salondan koşar adım ayrılıyor.

İletişim Fakültesi bu davranışıyla bizi önemsemediğini mi göstermek istiyor ya da önemsemiyor mu, bilmiyorum; ama bildiğim şu, fakülte yönetimi öğrencilerini önemsemiyor, onların eğitimine özen göstermiyor.

Aksi olsaydı tüm fakülte öğrencilerine haber verilir, bu etkinliğe katılmaları özendirilirdi.

Fark etmişsinizdir, üniversite ismi vermedim. Vermedim, çünkü buna gerek duymadım. Türkiye’nin görünürde en büyük üniversitelerinden biri, ancak en azından İletişim Fakültesi özelinde pek de büyük, yani başarılı olmadığını söylemek durumundayım. İletişim Fakültesi iletişim alanında sınıfta kalır mı, kalıyormuş…

‘Yol yaptık, köprü yaptık, üniversite açtık!’

Son yıllarda en çok neyle övünülüyordu?

“Bu kadar yol yaptık, köprü, tünel, havaalanı yaptık, daha da yapıyoruz…”

Övünülen başka bir konu daha var artık:

“Üniversite sayısını şuradan şuraya çıkardık…”

Doğru, neredeyse kasabalarda bile üniversite var.

Sayıyı artırmak o kadar önemsenir oldu ki, yılların üniversiteleri bölünüp yeni yeni üniversiteler açılıyor. Niye, sayı artsın!

Peki nitelik ne olacak? Bu üniversitelerde iyi eğitim verilebiliyor mu, bu üniversitelerin mezunları iş bulabiliyor mu? Buna bakan, bunu önemseyen var mı?

Türkiye’de gençlerin önemli bir bölümü ya hiçbir vasfı olmayan lise mezunlarından oluşuyor ya da yine neredeyse hiçbir vasfı olmayan üniversite mezunlarından…

Meslek liseleri adeta yok edildi.

Sanayici ara eleman bulamamaktan yakınırken tümüyle haksız mı?

Bırakın sanayiciyi, hizmetler sektörü bile ivedilikle halledilmesi gereken işler için eleman bulamaz hale gelmiş. Bu konferans için gittiğimiz şehirde konakladığımız otelin müdürü olan ve bize üniversiteden çok daha fazla ilgi gösterip ev sahipliği yapan İsmail Çağlar, turizm sezonu öncesinde tesiste acilen halledilmesi gereken bir iş için demirci ustası, evet demirci ustası bulamadıklarından yakınıyordu. Çağlar, çaresiz kalıp o işi Suriyelilere yaptırdıklarını anlattı.

Okumuş mesleksizler ülkesi!

Türk eğitim sistemi ilkokuldan üniversite bitene kadar yıllarca eğitim gören öğrencilere hiçbir dönem bir yabancı dil bile öğretemedi. Hiçbir hükümet de, hiçbir milli eğitim bakanı da bundan rahatsızlık duymadı, bu eksikliği gidermek için çaba göstermedi.

Zaten son dönemde mevcudu bile mumla aratacak yeni müfredat adımları atılıyor. Minnacık beyinler okulda yıkanmaya başlanacak.

Çok basit bir soru:

“Bu yeni sistem, o çocukların, gençlerin ne işine yarayacak; bu şekilde yetişen nesiller ülkeye ne gibi bir katkıda bulunacak?”

 

Kaynak: ekonomim.com

Üniversitelerin sayısıyla övünüp kalitesini unutmak, işte sonuç…

Yorumlar kapalı.