Belli ki tüm çaba faiz indirimine alan açmak içindi ve bu sağlandı. Bizlere de hayırlı olsun demek düşer!

Kastettiğim çaba iki gün önce detaylı olarak ele aldığım sağlıktaki katılım payına yapılan zammın geri alınması...

Olayın “sıcaklığı” geride kaldığına göre şöyle sakin kafayla ne yapıldığını, niye yapıldığını irdelemekte ve konunun ne olduğunu hatırlamakta yarar var...

Sağlık hizmetlerinde 2017’den beri değiştirilmeyen katılım payı Resmi Gazete’de 25 Ocak’ta yayımlanan bir SGK tebliğiyle 15 Ocak’tan geçerli olmak üzere artırıldı. Bu zammın etkisiyle TÜFE’deki sağlık grubunda ocak ayında yaklaşık yüzde 24 artış oldu. Bu artışın ocak ayındaki yüzde 5,03’lük TÜFE artışına etkisi 0,96 puanı buldu. Ocak ayı artışının neredeyse beşte biri sağlıktaki zamdan kaynaklandı.

Ancak sağlık zammının tümüne tabii ki katılım payı artışı yol açmamıştı, özel muayenehane ücretlerinde ve benzeri diğer sağlık hizmetlerinde de artış vardı.

TÜFE’deki yüzde 5,03 artışa sağlığın etkisi 0,96 olmuştu ama Merkez Bankası katılım payının etkisini ayrıca hesapladı. Katılım payının tek başına etkisi 0,56 puandı. Ayrıca, katılım payı zammı ocak ayının 15’inden geçerli olarak yapıldığı için etki şubat ayında da sürecekti. Bu etki de hemen hemen ocak ayındaki kadar, yani yarım puan dolayında olacaktı. Şubat ayında yüzde 3,5 dolayında tahmin edilen TÜFE artışının yarım puan kadarı katılım payı zammından kaynaklanacaktı.

Şubat enflasyonu yüzde 3,5 olursa, hele hele euroda kaydedilen artışın etkisiyle sepet kurda gözlenen yükselmeden ve şubatın ikinci yarısındaki sert kış koşulları yüzünden meyve sebze fiyatlarında ortaya çıkan artıştan dolayı yüzde 4’e doğru hareketlenme yaşanırsa yıllık enflasyonu yüzde 40 sınırının altına çekmek mümkün olmaktan tümüyle çıkacaktı.

İşte bu olumsuz gidişi tersine çevirmeye yetmese de törpüleyecek bir araç vardı:

“Sağlıktaki katılım payı zammı geri çekmek...”

Ama zam geri çekilirken öyle hızlı(!) hareket edildi ki insan bu karar alma sürecine hayranlık duyuyor!

Bu süreçte neler yaşandı ve ne mi oluyor; madde madde gidelim:

Bir; sağlıktaki katılım payı artışı ya Maliye’den tümüyle habersiz yapıldı ya da bu zammın enflasyona bu kadar etki edeceği hesaplanamadı.

İki; hadi olan oldu, zam yapıldı ve TÜİK 3 Şubat’ta ocak verilerini açıkladığında bu zammın etkisi ortaya çıktı.

Üç; hadi yine ne olup bittiği fark edilemedi, 4 Şubat’ta Merkez Bankası bu zammın etkisinin 0,56 puan olduğunu ve bu etkinin şubatta da süreceğini açıkladı.

Dört; diyelim ayın ilk günlerinde şubatta genel artışın çok düşük kalacağı, o yüzden katılım payından gelecek etkinin önemli olmadığı düşünüldü. Şubatta enflasyonun nereye doğru gitmekte olduğunu herkes iyi kötü görürken ekonomi yönetimi ne yapıyor, nereye bakıyordu?

Beş; şubatın sonuna doğru görüldü ki durum fena! 23 Şubat’ta yayımlanan bir tebliğle katılım payı zammının bir kısmı geri alındı; hem de yürürlüğe girdiği 15 Ocak’tan geçerli olacak şekilde. Yani zammın bir kısmı iptal edildi.

Altı; katılım payı zammındaki sınırlı iptalden sonra şubatta sağlık grubunda fiyat artış ya da düşüşü pek beklenmiyor. Zam iptali söz konusu olmasaydı yarım puan kadar bir etki gelecekti, dolayısıyla şubat için artık başlangıç tahmini her kaç ise artık yarım puan aşağısı beklenmeli.

Yedi; eğer sağlıktaki katılım payı zammının tümü geri alınmış olsaydı şubat enflasyonuna ilişkin ilk tahminleri 1 puan kadar düşürmek gerekecekti.

Sekiz; yapılan bu operasyonda en masum kurum TÜİK. Hani fiyatlar konusunda hep TÜİK suçlanır ya, bu zam ve zammı geri alma operasyonunda TÜİK’in hiçbir dahli yok.

Amaç yıllıkta yüzde 40’ın altına inmek

Şubat ayı enflasyonunda tahminler ağırlıklı olarak yüzde 3,5 dolayındaydı. Bu düzenlemeden sonra (geri alınan zam kısmi olduğu ve etkisi birebir hesaplanamadığı için) tahminler yüzde 2,5-3,0 arasında yoğunlaşmaya başladı.

Ancak girişte işaret ettiğim gibi son dönemde eurodaki artıştan kaynaklanan sepet kurdaki yükselme ve meyve sebze fiyatlarının hızlı artışı, ayrıca Ramazan zamlarında istismarın tavan yapması yüzünden bu aralığın üstüne çıkılabilir.

Ama “umutlar” yüzde 3’ün az da olsa altında kalınması yönünde. Hatta olmuşken yüzde 2,96 ve daha düşük bir oran gelsin ki yıllık artış yüzde 40 sınırının altına insin.

Diyeceksiniz ki “Ha yüzde 40,01, ha yüzde 39,99; aralarında ne fark var”, siz de haklısınız ama “Bakın enflasyonla mücadelede nasıl başarılı oluyoruz” diyebilmek için malzeme lazım.

Gelişmelere biraz da politikacı gözlüğüyle bakın lütfen!

Şubat ayındaki fiyat artışı yüzde 2,96 olursa, yıllık oran yüzde 39,99’a iniyor. Yüzde 40’ın altı mı, altı; önemli olan o!

Enflasyon 30’larda, faiz 45 olur mu?

Yüzde 39,99 da olsa bu yüzde 30’larda bir oran değil mi, öyle. Dolayısıyla enflasyon yüzde 30’lardayken faiz yüzde 45’te tutulur mu, tutulmaz ve indirilmesi gerekir.

Dolayısıyla katılım payı operasyonunun tek amacı vardı; o da 6 Mart’taki toplantıda faiz indirimine alan açmak.

Yoksa o katılım payı vatandaş için sanıldığı kadar önemli bir yük değildi. Dolayısıyla zammı geri almaktaki amaç da vatandaşın sırtına binen yükü hafifletmek değildi. Kaldı ki bu vatandaşa büyük bir yükse “Niye getirilmişti” diye sormak gerekmez mi?

Hem vatandaş için önemsiz, hem kayda değer bir gelir yaratmayacak bu zam enflasyon açısından sorun olunca geri alınmıştır ve burada tek önemsenen enflasyonun nasıl göründüğüdür.

Enflasyon düşük görününce faizi indirmenin sorun yaratmayacağı düşünülmektedir.

Ama sanki şu gözden kaçırılıyor; enflasyon düşmeyecek, düşük görünecek, o kadar!

Vatandaş bu düşüşe inanıyor mu, inanmıyor mu? Merkez Bankası kendi çalışmasına, vatandaşın enflasyon beklentisindeki artışa baksın!

Ayrıca enflasyonun daha yüksek gerçekleşeceğini düşünen vatandaş bu faiz indirimini nasıl karşılar, arada bir bu da sorgulansa keşke...

• Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve borsagundem.com.tr’nin editoryal politikasını yansıtmayabilir.